Mustafa Kemal Atatürk/Dr. Bedri Ruhselman/Ergün Arıkdal

Ruhsal Kayıtlar Blogu Lisanslıdır

Creative Commons License

Copyright © 2009-2020 "Ruhsal Kayıtlar"

24 Temmuz 2014 Perşembe

Seçime Katılalım Ve…


Cengiz Cevre

Ruhsal Kayıtlar” Blogumu ve diğer Bloglarımı takip edenler siyasi konulara pek girmediğimizi fark etmişlerdir. Aslında çok uzun yıllardır hem rüyalar kanalıyla hem de ruhsal mesajlar kanalıyla pek çok kişiyle ilgili bilgiler verilmiştir, halen de verilmeye devam edilmektedir.

10 Ağustos’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili bazı şeyler söylemek istiyoruz. Çünkü bu konuda bu gece (Kadir Gecesi) gelen ruhsal bir mesaj var.

Mesaj şöyle: “İnsanları, Ekmeleddin’e oy vermeleri için ikna edin.

Bir gün önce ise, “İhsanoğlu, Cumhurbaşkanı olduktan sonra yapacağı atamalar…” diye verilmişti.

Anlaşıldığı gibi Ruhsal Alem; Tayyip Bey’i değil de Ekmeleddin Bey’i destekliyor ve insanların da oylarıyla onu desteklemelerini istiyor.

Sanırım Tayyip Bey’le ilgili olumsuz bazı değerlendirmeler oldu ve ülkenin ilerisi için onu değil de Ekmeleddin Bey’i tercih ettiler. Herhalde ülkenin rejimini değiştirme sözleri veya diğer bazı girişimler Yukarısı tarafında uygun görülmedi.

Ruhsal Alem’in değerlendirmeleri şaşırtıcıdır, zira şimdiye kadar bu kadar açık olarak bir seçimde oy verilmesi hakkında hiç tavsiyeleri olmamıştı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ben de Ekmeleddin Bey’i destekliyorum ve insanların ikna edilmesi ve kararsız kişilerin de seçime katılmasının önemini vurguluyorum.

Ülkemiz tek bir kişinin yapacağı yanlışlarla değişik yerlere sürüklenecek bir ülke değildir. Ülkeyi sarsan rüşvet, yolsuzluk, haksızlık vb. olaylar insanların vicdanlarını etkilemiştir. Maddi menfaat ve bencillik ise yerini vicdani olana ve gerçek adalet duygusuna terk etmelidir.

Normalleşme sürecine hasret olan ülkemiz sürekli gerginlik alanı yaratan tek kişinin değil de gerçek çoğunluğun, demokrasinin gerçekleştiği yer olmalıdır.

Işık gelince karanlık dağılır ve yeni bir gün başlar. 10 Ağustos ülkemiz için yeni bir günün doğuşu olmalıdır.

Seçime katılalım ve Ekmeleddin Bey’i Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yapalım. Gelecek o zaman daha iyi olacaktır..

18 Temmuz 2014 Cuma

Ümitli Olmak


Cengiz Cevre

Ümit etmek; ummak, beklemek anlamına gelir ki diğer adı da umut’tur. İnsan hayatında bunun önemi belki tam olarak anlaşılamamış olabilir. Ümidin tersi ümitsizliktir.

Ümit pozitif bir duygu ve durumken ümitsizlik negatif bir duygu ve durumdur. O halde hangisini seçeceğiz? Eğer mutsuz, huzursuz, sıkıntı dolu haller geçirmek istiyorsak ümitsizliği seçeceğiz ki bunun çıkmaz sokak olduğu kendisini bir süre sonra gösterecektir.

Tersine ümit dolu olursak, pozitif bir hale gireriz ve o umudun getireceği sevinci yaşamaya başlarız.

Hatırlarsak Sadıklar Planı şöyle diyordu: Ümit, Rabb'in siz­le­re bir atiy­ye­si­dir (hediyesidir).” Yani ümidin boş bir şey olmayıp aksine çok yüksek bir his, duygu ve hal olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü insan sadece para, pul, mal, mülk vb. beklemez, umut etmez. Yaşadığı hayatta başkalarına yardım etmek, inkişaflarına hizmet etmek, merhametli olmak, sevgi dolu olmak, vicdanlı olmak, nefsaniyeti yenmek, bilgilenmek, pozitif tesirlere yönelmek şeklinde de ümitler ve çalışmalar içinde olabilir.

Sadıklar Planı şunu da belirtiyordu: “Ümit ha­yat kay­na­ğı­dır. Ümit il­ham­dır, te­sir­dir, bil­gi­dir. Ve ni­ha­yet ümit, iman­dır.” O halde ümitli olmanın insanı ne kadar yüksek seviyelere götürdüğü yavaş yavaş anlaşılabilir.

Üstat Dr. Bedri Ruhselman’ın “İlâhî Nizam ve Kâinat” kitabı da insanlık için büyük ümittir. Çünkü hakikat bilgilerini okumak, anlamak ve uygulamak çok yüksek bir realiteye yönelmenin de bir aşamasıdır.

İnsan vicdanlı oldukça, kalbine Tanrı sevgisini koydukça, ışıklar içinde kalacak ve başka insanların tekamül yürüyüşlerini kolaylaştırmak için elinden geleni yapmaya başlayacaktır.

Hayat sadece bu hayat değildir. Hayatın hem görünen hem de görünmeyen tarafları vardır. Bu hayatımız bizi ümit dolu daha yüksek bir hayata hazırlamaktadır. Bunu idrak etmek, anlamak, farkına varmak büyük kazançtır.

Hayatımız şu anda karmakarışık görünebilir. Bizler hayat içindeki tesir ağlarını bilemediğimiz için çok geniş ölçekli düşünemeyebiliriz. O nedenle olanların sebeplerini tam çözemeyebiliriz. Fakat bilelim ki dünyada olan biten her şey insanların yararına yapılmaktadır. Yüce Vazife Planı hiç durmadan insanların inkişafları için yardımcı olmaktadır.

Yüce İdare Sistemi’ni anlamaya çalışalım, ümitli olalım ve dünyamıza hepimiz kendimizce ışık getirelim, aydınlatalım..



13 Temmuz 2014 Pazar

Kaybedilen Vizör ve Okunan Tirad


Cengiz Cevre

Dünyamızda herkesin kendine göre bir görüşü, bakış açısı vardır. Çünkü her varlık kendince orijinaldir.

Eğer bir insan henüz yaşarken “dünya” anlamına gelen “mavi kitapta”ki vizörünü (bakaç) kaybetmiş ve dünya ötesinde onu aramaya başlamışsa elbette onu bulmasına yardım edecek olan görevli yanına gelir ve yardımcı olur.

Bu arada sembolik olarak “süt ve bal akan di­ya­r” denilen “Ke­nan­ diyarı”ndan kendisine belki de bir “tirad” (uzun konuşma) okunur. Ciddi, anlamlı, dokunaklı ve ilkeli bir tirad olabilir.

Aslında istenilen şey, “İlâhî Kanunun uygulanmasıdır.” Kutsal Metinde de bu ifade edilmektedir: “Be­nim hü­küm­le­ri­mi ya­pa­cak­sı­nız ve on­lar­la yü­rü­mek için be­nim ka­nun­la­rı­mı tu­ta­cak­sı­nız.”

Bu yapılmadığında ne olur? Kanunun hükümleri yerine getirilir ve yapılmasına uğraşılır.

Özellikle yönetimlerde bulunanlar daha dikkatli olmalıdır. Kitleyi ilgilendiren uygulamalar şayet “Kanuna” uygun değilse engellenir, uygunsa izin verilir.

Dünya hayatını anlamak için yaşanılan olaylara daha yakından bakmak ve anlamaya çalışmak istenmektedir. Aslında herkesin okuyabileceği “alfabe “vardır. Yeter ki insanlar vizörlerini kaybetmesinler, kaybederlerse bulmalarına yardım edileceğini bilsinler.

Hem dünya hayatı hem dünya ötesi daima Yardımlaşma ve Dayanışma Yasasına göre sürmektedir. İnsanlar çoğunlukla bunu bilmezler. Yardım sadece insanın hoşuna gidecek şeylerin yapılması değildir, hiç hoşuna gitmeyecek şeylerin yapılması da bir yardımdır. Zira bu vasıtayla o kimsenin bilemeyeceği şeyler de kendi lehine gerçekleşir ve o insanın varlığı yardım görmüş olur. İnsanlar yeter ki yolarını kaybetmesinler ve yoldan sapmasınlar. Diğer konular hep halledilir.

Bütün mesele yüksek tesirlerle beslenmektir. Sadece yardım almak değil. Eğer insanlık kendisine uzanmış olan Yüce Işık ve Planlara elini uzatabilirse elbette gelişme potansiyelini artıracaktır.

Hatırlarsak, Sadıklar Planı şöyle diyordu: “Si­ze dı­şa­rı­dan ışık gös­te­ren­le­re te­vec­cüh edi­niz (yöneliniz).”


6 Temmuz 2014 Pazar

Varyasyon Hakkında


Derleyen: Cengiz Cevre

Sadıklar Planı şöyle diyor:

Var­lık, Bir ve Aslî Ener­ji'nin var­yas­yo­nun­dan iba­ret­tir. Ener­ji­nin var­yas­yo­nu (çeşitlemesi) ise, şim­di­lik bil­di­ği­niz tarz­da ya­ni onun ih­ti­za­zı­nın (titreşiminin) de­ği­şik fre­kans­la­rı ile, de­ği­şik dal­ga boy­la­rı ile, de­ği­şik sı­ğa­sıy­la alâkalıdır.

Si­zin mekânınızda, ya­ni bu­ut­la­rı­nı­zın üç­lü ola­rak ke­siş­ti­ği nok­ta­da, ki si­zin has­se­ler (duyular) dün­ya­nız­dır, has­se­le­ri­niz­le id­rak etti­ği­niz maddî mekândır. Bu­ra­da­ki ih­ti­za­zın (titreşimin) de­ği­şi­mi, bir ilâ mil­yar­lar­la ifa­de edi­le­me­ye­cek de­re­ce­de yük­sek bir var­yas­yon iz­har eder.

Yük­sek Kâinat Ka­nun­la­rı'nı ve İlâhî Pren­sip­ler'i be­nim­se­miş ve bun­la­rı nef­sin­de tat­bik et­miş olan bir var­lık, bir ruh var­lı­ğı, mad­de­yi her tür­lü var­yas­yo­nu içe­ri­sin­de is­ti­mal ede­bi­lir(kul­la­na­bi­lir) ve bu­nu ken­di ira­de­si­ne bağ­lı ola­rak, muh­te­lif ter­kip ve sen­tez­ler­le tan­zim ede­bi­lir.

Ha­ya­tın, maddî de­ğer ola­rak hiç bir var­yas­yo­nu, en kü­çük bir ruhî kıy­me­te na­za­ran bir de­ğe­re sa­hip de­ğil­dir.”

Ergün Arıkdal şöyle diyor:

“Se­bep ve Ne­ti­ce Ka­nun­la­rı'­na gö­re, De­ter­me­nis­tik ve­ya Ka­os­tik Ka­nun­la­ra gö­re, her ne olur­sa ol­sun bir­ta­kım ya­sa­la­ra bağ­lı ol­mak üze­re yap­mış ol­du­ğu­muz ha­re­ket­le­rin çe­şit­li var­yas­yon­lar hâlindeki so­nuç­la­rıy­la kar­şı­laş­mak bi­zim mu­kad­de­ri­mi­zi teş­kil eder. Bir ba­kı­ma in­san, ken­di mu­kad­de­ri­ni ta­yin eden yegâne var­lık­tır.

İyi­yi de, kö­tü­yü de; ge­ne Yü­ce Plân ve Prog­ram'ın, Yü­ce İda­re­ci­ler'in, Bü­yük Me­ka­niz­ma­lar'ın, Rab'bin yö­ne­ti­mi al­tın­da olan bir iş­le­yiş tar­zın­da ele al­mak lâzım. İyi ve kö­tü, da­i­ma kul­la­nı­lır. Ya­ni bun­lar, var­lık­la­rın ge­li­şi­mi ile alâkalı ol­mak üze­re çe­şit­li ener­ji var­yas­yon­la­rın­dan iba­ret­tir. Bir ener­ji bel­li bir doz içe­ri­sin­de bu­lun­du­ğu va­kit; var­lık ta­ra­fın­dan ken­di ih­ti­yaç­la­rı­nı sağ­la­dı­ğı için, haz, se­vinç ve iyi­lik ola­rak yo­rum­la­nır. Fa­kat ay­nı ener­ji­nin do­zu düş­tü­ğü, tit­re­şi­mi, ener­je­tik du­ru­mu al­çal­dı­ğı va­kit -öy­le söy­le­ye­yim- var­lık ge­re­ken uya­ra­nı ala­maz, ken­di ih­ti­yaç­la­rı yö­nün­de bir­ta­kım faa­li­yet­le­re ge­çe­mez. İh­ti­yaç­la­rı­nı te­min ede­me­di­ği için de tekâmül atı­lı­mı, tekâmül sü­re­ci içe­ri­sin­de bir­ta­kım du­rak­la­ma­la­ra, bir­ta­kım tö­kez­le­me­le­re se­bep ol­du­ğu için, ya­ni ata­le­te düş­tü­ğü için ıs­tı­rap­lı olay­lar­la kar­şı­la­şır. Do­la­yı­sıy­la bu­ra­dan da kö­tü­lük kav­ra­mı or­ta­ya çı­kı­yor.”

Bedri Ruhselman, (“İlâhî Nizam ve Kâinat) şöyle diyor:

“Dünyada daima ikilik mevcuttur. Her şeyde, maddenin bütün radyasyonlarında, maddenin esasında, teferruatında, maddenin varyasyonları olup da maddeden ari gibi görünen bütün ruhi hâllerde, cansız denilen maddelerde, canlı denilen maddelerde, fertlerde, fertlerin birbirlerine karşı durumlarında, kolektivitede, hislerde, fikirlerde velhâsıl müşahede edilebilen ve edilemeyen dünyanın bütün şartlarında Düalite Prensibi ve Değer Farklanması Mekanizması hâkimdir. Ve maddenin vahdet gibi görünen her hâlinde birbirine zıt karakterde ve muvazene hâlinde iki unsur daima mevcuttur. Bir ünitede bu zıt unsurların mevcut bulunması şarttır. Zira bu olmaksızın madde teessüs edemez, yaşayamaz, dağılır. Ve madde mevcut olamayınca da hiçbir şeyin varlığından bahsedilemez.

Dünyada ve bütün âlemimizde tek, vahit gibi görünen her şey aslında birbirine zıt karakterde, birbirinden asla tecrit edilemeyen zıt durumda iki değerden müteşekkildir. Fakat bu zıt değerler birbirinden müstakil, tamamen ayrı iki unsur değil, bir tek birimin karakterini meydana getiren, birbirine bağlı fakat zıt görünüşlü iki unsurdur. Bizim âlemimizi teşkil eden bütün cüzüler ve bu cüzülerden biri olan dünyanın ilk maddesi dahi düalite prensibinin şümulü dışında kalamaz.

Mekan; maddenin muhtelif unsurlarını lokalleştirmek zaruretinin bir ifadesidir. Mekân olmayınca zamanın mevcudiyeti, yâni âlemlerdeki tezahürü mümkün olmaz. Kâinattaki aslî zaman akışının, âlemlerde tezahür edebilmesi için, o âlemlerin bünyelerine uygun mekân mefhumuna ihtiyaç vardır. Diğer tabirle, zaman mekanizmasının izahı maddî vasata ve maddenin varyasyonlarına muhtaçtır. Böyle olunca, zaman ve mekan mefhumlarını birleştirmedikçe âlemlerde ne zaman, ne mekân tezahürü mümkün olmaz. Mademki sathî ve idrakî zamanlar birbirinden büyük farklarla ayrılmaktadır, zaman idraklerine sıkı sıkıya bağlı olan dünya ve dünya üstüne ait mekanların da birbirinden o kadar farklı olması gerekir.

Sevgi plânında mevcut olan, insanların anlayamayacağı derecede şümullü ve yüksek sevgi varyasyonları, cennet mefhumunda en tecrübesiz insanların dahi, basit manalarda da olsa, bir şeyler sezebilmesine yardım edici maddî sevgi sembolleriyle izah edilmiştir.”






1 Temmuz 2014 Salı

İnsan Bedeni Nedir?


Cengiz Cevre

Beden bir “tesir vasıtası”dır. İnsan bedeni hakkında bugüne kadar bu kadar çok yayın, bilgi, haber vb. olmasına karşın böyle bir tanım şaşırtıcı gelebilir. Aslında herkes denemiştir. Sevindiğinizde, üzüldüğünüzde, kızdığınızda, sakinleştiğinizde, sevdiğinizde, nefret ettiğinizde sözün kısası her tür duygusal tutum ve davranışınızda insanın bedeni farklı reaksiyonlar verir. Bilim, elindeki aletler ve deneylerle böylesi duyguların bedendeki oluşumlarını incelemeye çalışır. Fakat tam bir sonuca ulaşamaz. Çünkü herkesin beden yapısı değişiktir ve birbirine uymaz. Hep genelleme yapılır.

Sosyetik yerlerde bir taş modası almış başını gitmiştir. Taşlarla iyileşme sağlanması vb. şeklinde açıklamalar yapılır. Hiç düşünülmez ki bir taşın yapabildiğini başka bir insanın bedeni de yapabilir. Nasıl mı? Birazdan açıklayacağız.

“İlâhî Nizam ve Kâinat” Kitabımızı nedense pek çok kişi, grup vb. küçümsemiştir. Kitap hakkında açıklama yapanlar da eski bilgilerinden bir türlü sıyrılamadıkları için Kitabın asıl içeriğine bir türlü girememekteler. Anlıyoruz sanıyorlar.

Kitapla ilgili konuşanlara bakınca esprilerle, gıdıklamalarla, çok bilmiş havalarla vb. Kitabı pek anlayamadıkları ortaya çıkmaktadır. Çünkü kafalar hala eski bilgilerle meşguldür. Bildiklerini zannettikleri madde, tesir, vicdan, vazife, sevgi vb. hepsi başka bir temel üzerinde hakikati açıklamaktadır. Kitabın tümü birbiriyle ilişkilidir. Kitaptaki kırkın üzerindeki konu bağlantılıdır.

Kâinatın Yüce İdaresi’nin bizlere hediye ettiği bu Kitap daha önce bildirdiğimiz gibi ”Kâinatta ilk üçte”dir. Kâinattaki Çok Yüksek Vazifeli Varlıklara özel bir isim verilir. Daha sonraki bir zamanda açıklayacağımız bu isimle Kitabın ilişkisi bildirilmiştir. Yani bu Kitap, onların “Kitabı”dır.

Gelelim insan bedenine. İnsan bedeninin güneş sistemindeki veya başka bir galaksideki bir bedenden, gezegenden farkı yoktur. Hepsi “tesirleşme vasıtası”dır. Dünyadaki bedenler tesirleşirler ve birbirlerine “vibrasyon” aktarırlar. Yani bedenler, maddeler arasında bir “vibrasyon alışverişi” vardır. Buna enerji alışverişi de diyebiliriz. Yaşadığımız her ortamın -iş, okul, aile, arkadaş, tatil, gezi, grup vb.- içinde birbirimize tesir aktarırız. Şu anda da bu gerçekleşiyor. Sizler bu yazı vasıtasıyla bazı tesirleri alıyorsunuz. Çünkü burada da yazıya yüklenmiş vibrasyonlar var.

Bedeni yapan ve kullanan ise Ruh’un meydana getirdiği ve kâinat boyunca kendisini temsil eden “Varlık” adlı enerjiler veya tesirler topluluğudur. Yani bizler bedenlerimiz vasıtasıyla tesirleşirken aslında Varlıklarımızdan bizlere yapılan uyaranlarla yani gönderilen tesirlerle bu gerçekleşiyor.

O nedenle kâinatın her tarafında bu tesirleşmelerle herkes birbirine tesir denilen “kâinat dışı hakikatleri” madde vasıtasıyla aktarıyor. Böylece “Büyük Plan” gerçekleşiyor.

Eğer vicdanlı, sevgi dolu, başkalarını düşünen, iyilik peşinde ve merhamet taşıyan davranışlar gösterebilirsek bunlardaki vibrasyon yüksek olduğu için aktaracağımız tesir de büyük oluyor, bizler de gelişiyoruz.

Aksine bencil olduğumuzda, sadece kendi çıkarımızı düşündüğümüzde, nefret dolu, kötülük peşinde ve acımasız davranışlar gösterdiğimizde bunlardaki vibrasyona, titreşime, enerjiye uygun olarak düşük tesir aktarırız ve gelişme hızımızı kendimiz düşürürüz.

Seçim bize kalmıştır: Nasıl bir tesir vasıtası olacağız?

Tesir, soyut değil tam tersine çok somut maddi bir olaydır. Birbirimize bedenlerimiz vasıtasıyla “madde kombinezonları” aktarırız. Bunları henüz gözlerimizle göremiyorsak da sonuçlarını gözleyebiliriz.

Bütün bu nedenlerle insan bedeni kıymetlidir ve önemli fonksiyon yapmaktadır. Aktardığımız tesirler inceldikçe yani seyyalleştikçe bedenimizde de ona uygun değişiklikler olacak ve belki de bunlara hayret edeceğiz ve sevineceğiz.

Bu yüzyılda ruhsallık, bedenli halde de yaşanan bir olgu haline gelecektir..






29 Haziran 2014 Pazar

Bir Rüya


Cengiz Cevre

Kısaca söylemek gerekirse rüyalar bizlere Ruhsal Planlar’ın yardımıdır. Hem kendimizle hem de başkalarıyla ilgili bilgiler, uyarılar, haberler, hatırlatmalar bu yolla direkt olarak verilir. Rüyayı görenin tesir alma kapasitesine bağlı olarak bunlar gerçekleştirilir.

Çok uzun yıllardır ülkemizle ve dünyamızla ilgili hem güncel hem de ileriye yönelik çok çeşitli rüyalar gören ve rüya, vizyon, ruhsal ileti konusunda ruhsal durumu çok uygun olan bir kişi olarak sadece geneli ilgilendiren ruhsal iletileri açıklamaktayım.

Bu sabah verilen bir rüya her ne kadar özel gibi görünse de sanıyorum genelle ilgiliydi. O nedenle bir ayrıcalık yaparak bunu aktarıyorum:

Tayyip Bey’in annesi ile ben yan yana oturuyoruz. Tayyip Bey benim yan tarafımda ayakta duruyor. Tayyip Bey’in annesi konuşuyor, anlatıyor.

Kendi kızı hakkında bazı sözler söyledi. Galiba kızının zihinsel rahatsızlığı olmuş. “Sesini yükseltme isteği vardı.” diyor. Sonra ben ona Rumca, “Katalaves” (Anladın mı?) dedim.

Tayyip Bey’in annesi çok temiz, duru, iyi, olduğu gibi bir insan. Sanırım oğlunun duymasını istediği bir şeyler söyledi. Çünkü oğlu da oradaydı. Bu rüya onun için verildi.”





24 Haziran 2014 Salı

“Zaman Dilimi Kaybı”


Cengiz Cevre

Senarist-Yönetmen Kerem Deren’in “Bi Küçük Eylül Meselesi” adlı güzel filmi hak ettiği ilgiyi tam göremedi. Film; “Tek” adlı erkekle “Eylül” adlı kızın –bu arada her iki oyuncu da filmde çok başarılı oynadılar- büyük aşkını dramatik bir biçimde anlatıyor.

Filmde, “geçici hafıza kaybı”na uğrama söz konusu edilmiş. İnsanı etkileyen bu filmi seyrettikten sonra, “Zaman Dilimi Kaybı diye bildirilerek konu açıklandı.

Geçici hafıza kaybı’nın aslında “zaman dilimi kaybı” olduğunun açıklanması belki de bilim çevreleri için yeni bir kazanç olabilir. Çünkü dünyamızda zaman kavramı pek bilinmiyor ve üzerinde pek durulmuyor.

Fakat, “İlâhî Nizam ve Kâinat” Kitabında zaman konusu şemalarla iyice açıklanmıştır. Dünyaya özgü zamanla dünya üstü zaman arasındaki farklar anlatılmaktadır. Zamanla mekan arasındaki ilişki, mekanla kader arasındaki bağlantı ve aslî icapların hepsini kapsaması açıklanmaktadır.

Zaman konusuna giriş anlamında “İlâhî Nizam ve Kâinat”tan şu bilgileri aktaralım:

“Dünya zamanının dünya için değeri tam ve mükemmeldir. Yâni dünyaya has zaman idraki dünya için, dünya maddesi inkişafının reel ölçüsüdür.

Ve insanların dünyaya ait teknik ve mekanizmaları öğrenirken dünyaya has zaman idrakini, kâinata şamil zaman formlarıyla mukayese etmeleri lüzumsuzdur ve hatta zararlıdır. Zira aradaki büyük fark, muazzam bir Kâinat Mekanizması içinde kabili ihmal denecek kadar küçük bir cüzü olan dünyanın basit mimarisinin anlaşılmasını imkânsız kılar ve dünya realitelerini silip süpürür.

Dünyaya inkişaf istikameti vermiş unsur ve mekanizmaları tetkik ederken dünyaya has zaman idrakini göz önünde bulundurmak, dünya bilgilerinin objektifliği ve netliği bakımından daha hayırlıdır. Ve dünya inkişaf icaplarının da bir zaruretidir.

Zaman mefhumlarının genişlemesiyle idraklerin inkişafının başbaşa yürümekte olduklarını daima hatırda tutmak lazımdır. Yüksek âlemlerde, o âlemlerin idraklerine hitap eden zaman durumları vardır. Dünya realitelerine bol bol kâfi gelen dünya zamanı ölçüsü, yüksek âlemlerin zaman idraklerine nisbetle çok basittir.”

“Ruh”un, kâinat boyunca kendisini temsil etmesi için oluşturduğu “Varlık” adlı tesirler veya enerjiler topluluğunun dünyada kendisine vasıtalık yapacak “bedeni” yani “insanı” meydana getirmesi de“ İlâhî Nizam ve Kâinat”ta açıklanmaktadır. Beyin hücreleri varlıklarının ne işe yaradıkları ve nasıl inkişaf ettikleri de anlatılmaktadır. Şuur, şuurötesi, şuuraltı kavramları da somut şekilde açıklanmaktadır.

Bizler nasıl bir beden olduğumuzu anlamak istiyorsak hiç çekinmeden “İlâhî Nizam ve Kâinat” Kitabına müracaat edebiliriz. Hakikat bilgilerini oradan kolayca öğrenebilir ve başkalarına da aktarabiliriz.

Dünya insanının dünya üstü insan olması yani Vazife Planı’na geçebilmesi için nelerle uğraşmasının uygun olduğunu da fark edebiliriz.

Zaman dilimi kaybını kavramak için dünya maddesini ve “dünya maddesinin beyin cevherine bağlı insan zekasını ve idrakini” anlamamız, tanımamız yerinde olur.

İnsanın bilinmeyen pek çok özelliklerini öğrenmek için biraz gayret edelim ve içimizdeki ışığı keşfedelim..